archive for June 3rd, 2005

to myself

Friday, June 3rd, 2005

şimdi felsefe notu ararken gördüm, ayın 8′ine asimov‘un nightfall‘unu bitirmiş olmam gerekiyormuş. bunun haricinde, perşembe, cuma, cumartesi 3 finalim varmış. bir çözüm yolu aramaktayım. nightfall‘un kendisini bile zor buldum türkiye sınırları içinde, özeti vs. bulunur mu acaba? ayrıca, şimdiye kadar hiç okumamış olsam da, bilim-kurgu kitaplarından hoşlandığımı zannetmiyorum

günün anlam ve önemine dair;
“every man ought to endeavour peace, as far as, he has hope of obtaining it; and when he cannot obtain it, that he may seek, and use, all help, and advantage of war”
by hobbes leviathan, of man.

“every man being conscious to himself that he thinks; and ideas that are, it is past doubt that men have in their minds several ideas.”
by john locke, an essay concerning human understanding.

don kişot gibi yel değirmenlerine savaş açar oldum,
hâlim ortada, hayır duası bekler oldum.

istanbul hatırası !

Friday, June 3rd, 2005

jonquille berbat geçmiş bi finalinden çıkmış, eve gitmek için yollara düşer. mecidiyeköy’den tekrar otobüse binmek için e-5 kenarındaki duraklara doğru ilerler. otobüs tam da kalkmak üzeredir, hemen biner; şu diyalogla karşılaşır.

şoför: -bayan paranız sahte.
bayan: -aa, bilmiyordum.
ş: -böyle parayı neden veriyorsunuz bana. bıdı bıdı..
b: -beyfendi bilmiyordum sahte olduğunu, ama parayı aldığım yeri biliyorum. gider geri veririm.
ş: -ama olmaz böyle, bayan olmasaydınız diyeceğimi bilirdim ben size. bıdı bıdı

ve otobüstekiler dayanamaz:

1: -beyfendi lütfen! bayan bilmediğini söyledi, hepimizin başına gelebilir uzatmayalım.
ş: -sana ne? senle mi konuşuyorum?
1: -aa, ne demek bana ne? siz hepimizin önünde, bayanı dolandırıcıkla suçladınız. haklının yanında olmak benim görevimdir.
ş: -siz ne diyorsunuz, yani sahte para versin, ben de sesimi çıkarmayayım mı?
2: - öyle bir şey dediğimiz yok. sadece bayanı suçlamaya hakkınız yok diyoruz.
2: -bıdı bıdı
3: -bıdı bıdı
ş: -bıdı bıdı
4: -bıdı bıdı
ş: -yani be yalan mı söylüyorum, sahte değil mi bu para? durup memur beye soracağım.

herkeste “hönk!? ne alaka?” ifadesi vardır. otobüs hareket eder. 10 m sonra, durdur, karşımıza çıkan ilk polis içeriye davet edilir.

polis: -mevzu nedir?
ş: -sahte parayı almadım diye hepsi üzerime geliyor. bakın şu paraya.
1: -onun için değil şoför bey. kızı hepimizin önünde dolandırıcılıkla itham ettiniz.
2: - aynı şey sizin kızınıza, karınıza yapılsa ne düşünürsünüz?
ş: -size n’oluyor? bıdı bıdı.
p: -şoförün üstüne gelmeyin bu kadar. hadi gidin.

otobüs bir 10 m daha ilerledikten sonra, yolcuların kendi aralarında konuştukları lafa cevap yetiştiren şoför, otobüsü yolun zaten berbat olan mecidiyeköy trafiğinde istop ettirir. otobüsün hareket etmesiyle, “oh, sonunda bitti” diyen jonquille, bu hareketle herşeyin daha yeni başladığını anlar.

ş:
-sen, konuşan, hey sen, elini kolunu sallayan! gel sen kullan arabayı! gel, gel!
x: -abi bırak ya, geç koltuğuna, sür arabayı.
ş: -ne karışyosun benim işime? çalıştırmıyorum işte! sen, elini sallayan! askerlik arkadaşım mısın? gel sen kullan arabayı!

der ve adamın üstüne yürümesi son anda engellenir.

ş:
- hepiniz bana karşımızınız bee!
2: -evet, hepimiz kızın arkasındayız!

bu sırada kız ağlamaktadır. otobüsün dışında devam eden uzuun tartışmalardan sonra şoför geri gelir, oturur. herkes arabayı çalıştırmsını beklerken:

ş: -ben araba kullanamayacağım bu halde.

der isabetli bir şekilde. diğer araba beklenir, bu sırada trafik de berbat hale gelmiştir. insanların halinden bahsetmiyorum bile! diğer otobüse transfer olunur. bu sefer bitti diyen jonquille;
yaşlı teyzenin, parası sahte çıkan kıza “kızım sen de niye büyüttün o kadar, niye sesini çıkardın. istesen ben verirdim para. bak ayakta kaldım şimdi” , 1 kişisinin “hayır beyfendi, hayır! babamdan kalan son miras haklının yanında, haksızın karşısında olmaktır.” sözlerini duyunca, bu olayın kolay unutulmayıp, kulaktan kulağa dolaşan iett efsanelerinden biri olacağını düşünür.