otobüs beklerken yanıma bi kız oturdu. elindeki şeye evrip çevirip bakıyordu. merak ettim, baktım. meğerse karnesini almış, hem de taktirli. uzuuun uzun inceledi karneyi. “kızım ne bakıyorsun, taktir almışsın daha ne?” demek istedim önce. sonrada ‘beğenilme, taktir edilme isteği’ diye bi şey olduğunu, insanların başarılarını göstermek istedikleri geldi aklıma, ve “tebrik ederim, ne güzel, taktir’le geçmissin” demek istedim. ama hem bedenen, hem zihnen cümleleri kuracak kudreti bulamadım kendimde.
babam, karnelerimizi koymak için gerekli olan dosyaları hep akşamdan hazırlatırdı. hiç karneyi katlayıp da eve geldiğimi hatırlamıyorum. orasını burasını kıvırarak eve getirmeyi istedirm hep, içimde kaldı. hatta hâlâ dosyalanmış şekilde duruyorlar evin bi köşesinde.
bi de ilkokulda annem hep öğretmene hediye alırdı karne günü verilmek üzere. o hediyeyi verip, karneyi alma seremonisinden hiç hoşlanmazdım. bi de el öptürürlerdi.
bi defasında hediyeyi verip, karneyi almayı unutmuştum. öğretmen ‘jonquille hediyeyi verdi gitti, bu güzel karne de bana kaldı’ demişti, çok utanmıştım. utanırdım.