03:08
Saturday, July 9th, 2005“…
sen hep kendine önlemler aldin
ben kendime yasaklar koydum
önümüzde barajlar var
bu su hiç durmaz
…”
bülent ortaçgil.
“…
sen hep kendine önlemler aldin
ben kendime yasaklar koydum
önümüzde barajlar var
bu su hiç durmaz
…”
bülent ortaçgil.
July 9th, 2005 @ 3:55 am
sevgili leylek,
uykudan henüz uyandım, ilk okuduğum post seninki oldu; serbest atışa geçiyorum; üstelik belki yine sileceğim yorumu ve tamamen ikimiz arasında kalacak bu hasbıhal :)
hiç değişmedi: daima bi tuzukuruluk etkisi bıraktı bu adam bende, sevemedim de bu yüzden; sanki bütün o sakinlik, dinginlik, baraj gölü olma halleri, hep bu tuzukuruluktan mütevellit; yumuşak sözler, aman canı yanmasın kalbi kırılmasın ağır kaçmasın sözler, tamam kelimelerin yükü ille de ağır olmak zorunda değil tabii ama bu topraklarda böyle şarkı söylemiyorlar sanki işte, bak erkin koray’a, cahit berkay’a, cem karaca’ya, fikret kızılok’a ve dahi barış manço’ya (kadınlarımızı saymıyorum bile), şarkılarından bir sürü karatren vagonu geçer geceyarılarında adamların; erkin baba’nın mesela, çöpçülere bile sitemi vardır; “ortaç” kelimesinde midir hikmet acaba, bir ortahalli vatandaş tınısı algılıyorum işte; iskender doğan severim ben meselâ, “kan ve gül” der adam, “sevgin ve sen” der, bir anda alır götürür beni keskin bıçaklara, gülşenlere (o güzelim şarkıyı da bir reklamda duydum, midem burkuldu bir anda, lahavle); kızgın falan değilim ama ortaçgil’in şarkılarına, o sükûnet havası biraz ürpertiyor içimi sadece, ben de diyorum işte “iyi adam hoş adam…” diye ama oturup dertleşmek halleşmek gelmiyor içimden; özgün müdür, ona ne şüphe, ekoldür belki de, usta mıdır, ona da ne şüphe, yine de sağda solda gördüğümde hep “ben has müzik yaparım, piyasaya çıkmam, ele ayağa düşmem” diyen hallerine rastlıyorum, içim sıkılıyor, uzaklaşıyorum oralardan hemen; ne çalması var ne de çırpması, ne yalellisi var ne de gazeli, sanki hiçbir kenar mahalleye yolu düşmemiştir, sanki hiç bodrum katlarda oturmamıştır, sanki hiç birahaneye uğramamıştır, sanki hiç semt pazarında pazarlık yapmamıştır, sanki hiç sümerbank’tan giyinmemiştir… ben eşimi ahbabımı kusursuz görünümlü, tiril tiril giyimli, sabah traşlı akşam kokulu temizaileçocukları arasından seçemiyorum bir türlü… hiç kaygım endişem de yok bu adama bir şey olacak diye, hep bir seveni sevileni olur nasıl olsa diye düşünüyorum…
böyle işte… ortayı bulamadım yine, biraz bülent oldu mektubum, ne yapalım, yine can sağolsun… aman ha, aramızda :)
çok selam eder, tatlı rüyalar dilerim…
July 9th, 2005 @ 4:31 am
sokak kaçkını,
öncelikle; aman ha, silmeyesin yorumu. :)
büyük bir bülent ortaçgil hayranı değilim. hatta, genelde, bir kaç şarkısını ardarda dinlemek, sıkar beni,ilhan irem gibi.
söylediklerinin bir kısmına ben de katılıyorum ama onu dinlerken aklıma gelmiyor bunlar. en azından bugün böyle.
anlık hâlet-i ruhiye meseleleri.
ortaçgil soyadına antipatim olsa da, iyi bir gece arkadaşı olabilir bülent ortaçgil.
ayrıca, bu konu “büyük vs.küçük” kadar bile önemli değil bence :)
rüya temennin için teşekkürler ancak, final dönemlerinde sıkça başıma gelen, “dün’ü bugün etme” hadisesini yaşıyorum.
uyursam, ne âlâ!
ps: illa orta yol bulmak gerekmez. ne hissedersen, onu söylersin. buna rağmen, orta yol olmuş bugün. :)
July 9th, 2005 @ 12:00 pm
Hazzetmem..
Ortaçgil..
Uyalım, uymayanları uyaralım..
Su olup akalım..
Sevelim, sevilelim..
işin özetini de burada vermiş Sokak Kaçkını;
“..sanki hiçbir kenar mahalleye yolu düşmemiştir, sanki hiç bodrum katlarda oturmamıştır, sanki hiç birahaneye uğramamıştır, sanki hiç semt pazarında pazarlık yapmamıştır, sanki hiç sümerbank’tan giyinmemiştir… “
July 9th, 2005 @ 1:13 pm
Güzel sesi olan ama bayik sarkilar söyleyen, zorlama bir müzisyendir bence de. Bir tek “Sensiz Olmaz” ini severim.
Sokak kaçkinina katilmamak mümkün degil.
July 9th, 2005 @ 7:48 pm
tek takıldığım yer,
“..sanki hiçbir kenar mahalleye yolu düşmemiştir, sanki hiç bodrum katlarda oturmamıştır, sanki hiç birahaneye uğramamıştır, sanki hiç semt pazarında pazarlık yapmamıştır, sanki hiç sümerbank’tan giyinmemiştir… “
şeklinde tanımlanan insanların, iyi söz yazamayacakları kanısı.
büyük sanatçıların, bir çoğunun, acılarla dolu hayat geçirdiklerini unutmamak gerekir elbet. ama ‘iyi’ yazmak için, illa hayatın zorluklarıyla karşılaşmak mı gerekiyor? hayır.
bu, hayata nerden bakıldığıyla alakalı bence.
yoksa, ‘hazzedilmez, bayıktır, kendi, kendi için bi’şeyler söyler durur,…’ neden olmasın?
sokak kaçkını,
1. ben, jonquille.
2. yiğidi ölürüp, hakkını vermişsin. :)
3. yine beklerim. :)
July 9th, 2005 @ 9:55 pm
ama ‘iyi’ yazmak için, illa hayatın zorluklarıyla karşılaşmak mı gerekiyor? hayır.
Evet gerekmiyor. İyi yazıyor olabilir fakat bendeki Güzel kavramını tamamlayamıyor. Yoksa zaten iyi yazdıgını düşünenler ve güzel bulanlar tarafından begeniliyor.
July 10th, 2005 @ 1:41 am
erol,
dediğin doğru elbette.
baştan beri bir çekincemi ortaya koymak istemiştim aslında.
bizim beğenilerimizi tatmin etmeyen insanlara “bana göre değil” demek yerine, onları kalıplara koyup, etiketliyor muyuz acaba?
bu ne ortaçgil’le, ne de sizinle alakalı. genel olarak gördüğüm, “hoşuna gitmeyeni kötüleme” eğilimi almış başını gidiyor. ısrarla kaçmak istediğim bu; ‘… tanımına uyan ve uymayan insanlar’ şeklinde kalıplaştırmamak. o alıntıyı yapmamın sebebi de buydu.
zaten sokak kaçkını da, kendi düşünceleri ve hissettikleriyle beraber, yapabileceği en objektif açıklamayı yapmış bence.