Dec 4
icon1 jonquille | icon2 bq | icon4 12 4th, 2005| icon34 Comments »

dogville*‘i izlememiş olmaktan duyduğum pişmanlıktan, manderlay*‘in sarsıcılığından, manderlay’i izledikten bir saat sonra başka bi film izlenmemesi gerektiğinden, izlenecekse bile onun asla chunhyang** olmamasından, bir daha uzak doğu filmleri seyretmek istemeyişimin sebeplerinden bahsedecektim. fazla üşengecim sanırım.

(günler sonra) edit:
sabırla kocaman bi yazı yazdım ve puf oldu. ilahi adalet böyle bi’şey galiba sayın la panse.

chunhyang için özellikle verdiğim ikinci linki tavsiye ederim.
yalnız bence abbas bozkurt’un atladığı bi’şey olmuş, o da filmin sahneye koyuluyuşla alakalı.
film, biri çalgı çalan, biri destanımsı bi şeyler söylediği anlaşılan iki adamın bi sahne üzerindeki performansıyla başlıyor. film boyunca hikayeyi, bu adamın sesinden, bir nevi kopuzunu eline almış ozan dinler gibi dinliyoruz ki bence bu filme bi müzikal havası katmış. seyirciyi bundan koparmamak için ara ara bu gösteriden kesitler sunuluyor. bu sırada, performansı izleyen seyircilerin, hikayenin seyrine göre, kah gülüp kah ağladığını görüyoruz ki eski türk destanlarının söylenme tarzıyla, dinleyicisinin kendini hikayeyle nasıl özdeşleştirdiğini anlamak açısından güzel bi örnek oldu benim için.
onun dışında kayda değer bi şey olduğunu söyleyemeyeceğim.

manderlay ise çok şey söylemeyi isteyip, bir şey söylemek istemediğim, kesinlikle izlenmesi gereken bi film.. çook kabaca güney amerika’daki küçük bi kasaba olan manderlay’deki zenci köle sorununu anlatıyor diyebilirim. kölelikten kurtulmaya hazır olmak için tekrar köleliğe dönmek gerektikleri filan.. spoil etmiyeyim. izleyenle konuşmak gerek :)
ama şunu da ekliyeyim, bi tiyatro eserinin filme çekilmiş hissini uyandıran bi filmin bu kadar başarılı olacağını hiç düşünmezdim. tabii ilk başta ne menem bi şey olduğunu anlamak biraz vakit alıyor ;)
eminim dogville’i önceden izlemek konuya, anlatım tarzına vakıf olmak açısından daha iyi olurdu.

7 aralık’o5