Posted on March 23rd, 2006 @ 10:50 pm

“wireless modem alalım da kabloyla filan uğraşmayalım” derken, bi gün farkına varmadan amme hizmeti yapmaya başlayacağımız aklıma gelmemişti. her ne kadar günlerdir tüm komşulara ‘acaba bu mu’ şeklinde paranoyak bakışlar atsam da emin değildim bugüne kadar.

şu modeme nası şifre koyacağımı bi öğreneyim de eğlenme sırası bana geçsin artık değil mi?


14 Comments
bq

Posted on March 22nd, 2006 @ 6:46 pm

elimizde iki tarafına araba park edilmiş, ancak bi otobüsün zar zor geçeceği kadar boşluğu olan bi sokak olsun. sonra birisi çıkagelip, fantezi olsun diye mi bilmem, arabasını kaldırımdan yana değil de sokağın orta yerine doğru park etsin. daha sonra bi otobüs gelip yolu tıkasın ve arkasında metrelerce kuyruk olsun.
böyle bi durumda ne yapılacağını merak ediyorum. heralde önce biraz beklenir şoförün gelmesi için, sonra korna filan açlınır, olmadı etrafa haber salınır ‘bunun sahibi kim çeksin şu arabayı’ diye. ee, daha olmadı? benim aklıma ilk gelen belediyeye telefon edilip bi çekici istemek :)

olay böyle gelişmedi elbette, yaklaşık bi 15-20 dakika arabanın şoförü beklenip, gelen giden olmayınca, 7-8 cengâver vatandaşımız önce arabanın arka tarafını kucaklayıp kaldırım tarafına çekti, sonra da ön tarafını.
böyle işte, acil durumlarda aklınızın bi köşesinde bulunsun bu pratik bilgi ;)


2 Comments
bq

Posted on March 6th, 2006 @ 8:28 pm

son aylarda üstümüzdeki daire sıkça el değiştirip durdu. uğursuz mudur nedir, bi oturan ancak 2 ay dayanıyor. neyse, oturanları pek tanımam etmem. ama son oturanlar kendilerini tanıttırmakta oldukça ısrarlı.
mesela ilkokula giden kızları (erkek de olabilir bilmiyorum) her sabah 6:30′da bir flüt serenatına başlıyor ki, dillere destan. sabahın bi vakti tüm apartman ‘füü füüü’ diye çınlıyor. hadi bi’şeyler çalabilse amennâ!
ee, her sabah her sabah bu ne demek? “jonquille abla, gel bu flütü kafamda kır” demek. bekle güzelim, az kaldı zaten.
veletin canı bu sabah değişiklik çekmiş olacak ki, çok popüler olduğunu tahmin ettiğim bi şarkının sadece nakarat kısmını 20 dakika boyunca dinleterek işkence yapmayı uygun gördü. yine aynı saatte elbette.

yüce insan sotiz’in bi lafı vardı; “akıllı bizi bulmaz, deli kçmızdan ayrılmaz” şeklinde. kendisini saygıyla anıyorum efem.

öte yandan hayvanat aleminin bana duyduğu muhabbeti de anlayabilmiş değilim. iki dakika adama adam gibi yemek yedirmeyen kedilerden değil, anasıyla çimlerde fink atan köpek yavrularından bahsediyorum bu sefer ve soruyorum; neden ben?
şu güzel bahar gününde kendimden geçmiş etrafı seyrederken oyun oynayıp, sırnaşmak için niye beni seçtin ey hayvan herif?

montumda yalanmadık bi yer kaldıysa, o da üstüne oturduğum ksımına denk gelir sanıyorum.


11 Comments
bq

Posted on March 5th, 2006 @ 1:27 am

sanırım yaklaşık bi buçuk saattir suratımdaki aptal gülümsemeyi saklamaya çalışıyorum. fazla mutlu olduğumda yanımda kimse olmasa daha mı hayırlı ne.


2 Comments
bq