Posted on May 30th, 2006 @ 12:02 am

on beş günlük seyyar hayatımı kısmen sona erdirdim. kaplumbağa misal insanın, tasını tarağını kitaplarını bilgisayarını toparlayıp ‘ben giderim o gider, yanımda tin tin eder’ modunda yaşaması ne zormuş. dediğim gibi unutulmaz bi mayıs oldu. studyden çıktığımda saatin gece on ikiyi geçeceğini, ertesi gün sabahın altı buçuğunda yine soluğu okulda alacağımı rüyamda aksakallı dededen duysaydım ‘hahaaayt, amca hatlar karıştı galiba’ derdim.

saatlerce uyusam, uyusam, uyusam, sonra ‘ay şekerim biraz fazlam var acaba hangi dieti uygulsam’ diye dert edinsem, yemekteki sosun muhteviyatı hakkında biriyle iddaya girsem, ‘tatile gideceğim yere hâlâ karar veremedim, rüyaya mı yatsam n’apsam, aaa’ diye sızlansam, ‘yuh, ne kadar gençmişim!’ dediğim fotoğrafımın bir buçuk değil de dört-beş sene öncesine ait olduğunu öğrensem, en çok da unutmak istediklerimi bi an önce kafamdan çıkarsam bohçalayıp denize atsam, hâlık bilse..


18 Comments
bq

Posted on May 29th, 2006 @ 11:03 am

çay soğudu ama kurabiye var.


1 Comment
bq

Posted on May 29th, 2006 @ 10:45 am

oturmaya gel, çay içelim.


1 Comment
bq
“ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?”
Posted on May 20th, 2006 @ 11:40 pm

“gülerken ağlıyorum. tiyatro gibiyim.”
eloy

allah sizi inandırsın harika bi mayıs ayı geçiriyorum.

bugün tam olarak idrak ettim ki, bi masanın başında saatlerce oturup bilgisayar ekranına çivilenmek hiç de bana göre bi iş değil. halbuki geçenlerde ilk maaşımı alınca “eyt be, benden de adam olurmuş” deme gafletinde bulunmuştum. sevmedim ben bu ofis olaylarını.
yalnız ne yalan söyliyim, tezgahtarlık paranoyamdan kurtulmama yardımcı oldu. şöyle ki, nedendir bilmem, her tezgahtar gördüğümde “acaba günün birinde hiç iş bulmazsam tezgahtar olabilir miyim” diye sorgularken buluyordum kendimi -neden tezgahtarlık inan bilmiyorum-. ama artık en azından tezgahtar olabileceğime kâni oldum, ne mutlu.

bi küçük notla noktalamak gerekirse; herkesden yanında muhakkak kağıt mendil taşımasını rica ediyorum. hani olur ya bi sabahın körü otobüste ağlayan bi kız filan görür de uzatıvermeniz icab eder. insan isteyemiyor da, kötü oluyor valla. her “nasılsın” dediğinizde ağlak moda geçen arkadaşınız varsa, mendille beraber bi kaç da tatlı sözün hiç fena gitmediğini söyleyeyim.
ben, “insan üzüleceğini bile bile niye gece gündüz hep aynı şeyden bahsetmek ister, düşünmekten vazgeçemez ki?” sorusuna bi çözüm getirinceye kadar mendille filan idare edin işte.


7 Comments
bq