May 20

“gülerken ağlıyorum. tiyatro gibiyim.”
eloy

allah sizi inandırsın harika bi mayıs ayı geçiriyorum.

bugün tam olarak idrak ettim ki, bi masanın başında saatlerce oturup bilgisayar ekranına çivilenmek hiç de bana göre bi iş değil. halbuki geçenlerde ilk maaşımı alınca “eyt be, benden de adam olurmuş” deme gafletinde bulunmuştum. sevmedim ben bu ofis olaylarını.
yalnız ne yalan söyliyim, tezgahtarlık paranoyamdan kurtulmama yardımcı oldu. şöyle ki, nedendir bilmem, her tezgahtar gördüğümde “acaba günün birinde hiç iş bulmazsam tezgahtar olabilir miyim” diye sorgularken buluyordum kendimi -neden tezgahtarlık inan bilmiyorum-. ama artık en azından tezgahtar olabileceğime kâni oldum, ne mutlu.

bi küçük notla noktalamak gerekirse; herkesden yanında muhakkak kağıt mendil taşımasını rica ediyorum. hani olur ya bi sabahın körü otobüste ağlayan bi kız filan görür de uzatıvermeniz icab eder. insan isteyemiyor da, kötü oluyor valla. her “nasılsın” dediğinizde ağlak moda geçen arkadaşınız varsa, mendille beraber bi kaç da tatlı sözün hiç fena gitmediğini söyleyeyim.
ben, “insan üzüleceğini bile bile niye gece gündüz hep aynı şeyden bahsetmek ister, düşünmekten vazgeçemez ki?” sorusuna bi çözüm getirinceye kadar mendille filan idare edin işte.