yazılamayan bir yazının hazırlık safhasıPosted on September 28th, 2006 @ 3:34 pm
hazır canım sıkkınken, fırsattan istifade, bi şeyler yazayım dedim ama yanıbaşımda yağan yağmurun sesi müsade etmedi. ben de pencerden dışarı kollarımı uzatıp ellerimi çırptım, hatırlamadığım bi şeyler söyledim az evvel.
tekrar bilgisayarın başına oturup ölü ozanlar derneğini ilk izlediğim günorta birde sıkıcı bir yurt gecesiden, filmin adını ne kadar komik bulduğumuzdan sonrasında gözlerimiz kızararak video kaseti çıkarttığımızdan sözetmek istedim ama beceremedim.
ben bazen beceremem.
4 Comments
bq
kutu kutu pensePosted on September 19th, 2006 @ 7:12 am
son zamanlarda tanıştığım her yeni insanın aslında a’nın ortaokuldan arkadaşı, b’nin müşterisi, c’nin eski sevgilisi, ç’nin senelerdir bahsettiği en yakın arkadaşı, d’nin kuzeninin kuzeni e’nin doktoru vs.olması kendimi kapana kısılmış gibi hissetmeme sebep oluyor.
gittikçe büyüyen, büyürken karmaşıklaşan bi çember var. durum böyle olunca her yeni insan ‘çapraşık arkadaşlık ilişkisi’ potansiyelini bi kat daha arttırıyor.
bunların dışında bir de, çarşıda pazarda karşılaştığım ‘a falanın yeğeniydin öyle değil mi’, ‘a sen flickrdaki jonquille misin’ diyen tanımadığım insanlar var. bu gruba daha sonra değineceğim.
dünya bu kadar küçük olmamalı.
10 Comments
bq
please press 9 for a speedy internet connectionPosted on September 17th, 2006 @ 10:39 am
bugün uzun ve yorucu konuşmalardan bitkin düşen bünyem, ağrısını ve ateşini başıma vurarak kendisinin de yaşayan, sıkınıtıdan etkilenen bir organizma olduğunu hatırlattı. gönlünü görmek için yatağa girip sağa sola dönerken aslıdan bu gün iki bardak açık, şekersiz çaydan başka bi şey girmediği aklıma geldi, dolaptan çokonatı ve sütü kapıp soluğu burada aldım çünkü hâlâ çözemediğim bi problemim var.*
yarın yaklaşık on bin insan için kutsal bir gün. hatta arife günü, bugün, şehrin rumelihisarı sırtlarında halkın büyük bir kısmının izdihama sebep olduğu söylentileri ortalığı çalkalıyor. dün gecenin geç, bu sabahın erken saatleriden beri bu haberleri ilgiyle takip ediyorum.
öğrendiğime göre, hazırlıktan beri kafaları “server’a ne kadar yakınsan dersi kapma şansın o kadar yüksektir” aforizmasıyla yıkanan gençler, bu sene de okulun bilgisayarlarında kayıt yaptırabilmek için kayıttan önceki gün saat 13:30′da verileceği ilan edilen sıra numaraları için saat 7′den itibaren nöbet tutmaya başlamışlar. beni daha eğlendiren kısmıyla okulun wireless’i kapatıp, dizüstü bilgisayarlar için yarın sabah ayrıca sıra numarası dağıtacağı rivayetiydi.
~bahse girerim emekli olduğumuzda zorlanmayalım diye yapıyorlar bunları~
biraz da program hazırlamanın inceliklerinden bahsedeyim.
önce zorunlu derslerden tek sekşınlı olanları programa koyalım. sonra birden fazla sekşınlı olanlılardan hocasının iyi olanını seçelim. [bu a-planı olsun, eğer diğer hocaya kalırsan ona göre alternatif bi program gerekecek, plan b. ortada kalmamak için c‘yi de yapmakda büyük fayda var.]
seçmeli ders için almanca mı istiyoruz, bize uyan sekşınlar altı ve sekiz, danışmanın almancayı kabul etmeme ihtimalini de göz önünde bulundurarak bir de advance english sekşınlarına bakalım. uyanlar on bir ve on iki, tamam a planı hazırlandı. b ve c planları için de dersleri birbiriyle çakıştırmadan sekşın seçme işlemini aynen uyguladık. elimizde en az üç farklı ders programı oluştuğuna göre biraz rahatlayabiliriz.
ama bu demek değil ki almak istediğimiz tüm dersler bizi bekliyor. istediğin seçmeli derslerin ve hatta almak zorunda olduğun derslerin bile kotası dolmuş olabilir, sahiden. o zaman azimle hoca peşinde koşturup, mail üstüne mail atıp konsent peşinde sürünüp bi hafta sonraki add-drop döneminde kadar programı eli yüzü düzgün, danışmanın gıkını çıkarmadan onaylayacak hale getiriyoruz.
şimdi derin bir nefes alabiliriz, oh.
<< ben tüm bunları -ekran başında dişime göre ders bulma avına çıkma, beğendiklerimi elimin altındaki deftere program eskizleri çizme- yaparken yanımda anlamsız gözlerle beni seyre dalan sevgili kardeşim;
sen de öğreneceksin zamanla, güveniyorum. hem artık hoca yerinde staff yazmasının dersi mr/ms staff‘tan dinleyeceğin almanına gelmediğini, derslik yerinde tba yazdığında kampüslerde deli gibi tba neresi diye koşturmadan to be announced zamanını beklemen gerektiğini şimdiden biliyorsun. artistlik bile yapabilirsin, inanılmaz öyle değil mi? >>
* evet, her dönemkinden hiç de farklı değil; şak diye sayfayı açıp tak diye derslerimi seçebileceğim hızlı internet bağlantısına muhtacım.
NEW NEW NEW!
“MESSAGE FROM YOUR ADVISOR: REJECTION NOTICE
Daha önce üç defa AE kodlu ders almışsın. Eğer yeni aldığın AE 221 kodlu dersi HSS yerine düşündünse bu mümkün değil. şimdilik onaylamıyorum.”
evet, böyle varsayımlara dayanarak programın iptal edildiği durumlardan bahsetmeyi unutmuşum.
oysa ki ben onu hss değil, unrestricted olarak almıştım. kafalarından nasıl uyduruyorlar bi anlasam. hem on beş tane seçmeli ders dayayıp seçtiğin dersi beğenmeyip reject etmek bize mahsus.
ırgh!
5 Comments
bq
tırımtırımPosted on September 10th, 2006 @ 11:58 pm
bol kasvetli, bol yağmurlu bir istanbul sabahından merhaba.
gece uyuyamamış olmama rağmen sabah erken kalktığım ve her yağmur yağdığında ‘yağmur yağsın ama yollar ıslanmasın’ temennim cûş ettiği için pek keyifli olmamam gerekir. bazen istisnai durumlar olup, istisnai durumlar zaten bazen olanlardır, arkadaşım eşekle klavye başında sabah sabah blog yazmaya girişmek de varmış kaderde. aslında anlatacak bi şey yok pek, saat on ikiyi vurduğunda balo salonundan koşarak çıkacabileceğimi bilsem külkedisi olmaya bile razı olduğum halde hâlâ topalları oynuyorum.
bu sabah doktora gittim, yine. bey abi bi süre spor yapmamamı, yirmi gün sonra kontrole gelmemi emretti. ‘beni sahalardan mahrum etme, hem n’olacak bu beşiktaş’ın hali?’ diyip yara üstüne tuz basma terbiyesizliğini göstermeden ‘peki, poloyu bile bırakırım, yeter ki sen iste’ diyip röntgenlerimi, reçetemi kolumun altına kıstırıp yeni bandajımın hayalini kura kura eve döndüm.
oysa ki son günlerde, ‘bazen sorunların, hastalıkların üstüne gitmek gerekir’ düsturunca harp malulleri misal, gururla, ayağımın üstüne basmaya başlamıştım ağrımasına aldırmayarak.
sözün özü, ayağım hâlâ acıyor, ben bu durumdan çok sıkıldım ve zaten on dört gün sonra okul açılıyor.
2 Comments
bq