sıkmalık sulu portakal
Posted on December 26th, 2006 @ 7:14 pm


Comments
bq
yirmi altı tarihli talih
Posted on December 26th, 2006 @ 10:14 am

merhaba arkadaşım,

az evvel düşündüm de, yokuştan aşağı hızla inerken kendi bıraksaydım kesin peteklerden aşağı yuvarlanıp boğazla kucaklaşırdım. işte tam bu anda cooss diye bi ses çıkardı. sahiden.

ama tek bunaltan şey sıcaklar değil.

26 eylül’06

merhaba arkadaşım,

az evvel düşündüm de, ilkay’ın aklına uyup başımdaki bu ateşle evin karlı yokuşundan yukarı çıkmaya çalışsaydım gözlerim kararır, başım döner, düşerdim. işte tam bu anda cooss diye bi ses çıkardı. sahiden.

26 aralık’06


3 Comments
bq
günlerdenbirgün
Posted on December 22nd, 2006 @ 8:36 am

ev sahibi ‘geç saatlerde gülme sesiniz geliyor çok fazla, kısın biraz sesinizi’ temalı bi konuşma yapmış. yazık.. yazık, çünkü son bi haftadır ‘farsçadan kalıcam ben, böüeğ’ feryatlarımı gülme sesi zannetmiş hanım teyze. yazık..

bugün hiçbir hafta olmadığı kadar derse çalışarak gittim. amacımız finale girmeden dersi geçmek. ama tabi bunun yanısıra yine her hafta olduğu gibi ‘allahım nolur adam gelmesin derse, şirketlerinden biri ISO9001′i kazansın ödül töreni yapsınlar ve derse gelmesin’ diye okuyup üfleyerek indim yokuştan.

ben inedurayım, biri gelip kulağıma sonradan betül olduğunu anladığım bi şey dedi. evvet, şimdi de biri yolda yalpalayarak yürüdüğüm için iyice sokulup kibarca küfredecek. kahverengi kapşonumun içindeki kafamı kaldırıp karışımda kırmızı kapşonlu zeynebi ve o kocaman kahkahasını buldum. canım zep, mithat alam’ın oraya inene kadar bana farsça hocasıyla not pazarlığı etmenin püf noktalarını anlattı. başka şey anlattıysa da aklımda kalmadı, hehe.
tabi ben oturduğum yerde, sözlü olanların yüzlerindeki kızarmayı, ellerindeki terlemeyi tahlil edip, ‘bu adamın karşısında bu hallere gireceğime paşa paşa finale girerim, hıh’ diye tribimi atarak sınıftan çıktım. arkadaşım kime bu havan, derdin nedir? kafamda kopşonum, onun üstünde de yağmur vardı. lila pausumu yiyip evdeki iç pilavı mideye indirmeyi düşlerken akbilciden koşa koşa gelen zep’le pastanenin yanına gelene kadar çene çaldık, lak lak yaptık, ben ona finallerden sonraki projemden, o da bana daha gerçekçi olmam gerektiğinden bahsetti. ne dersen artık. sonra murat geldi, daha sonra gitti ve ben üşüdüm, çok üşüdüm. ben evime gidip pilavla olan işimi hallettim, zeynep de evine gidip ne yaptı bilmiyorum.

az sonra da ilkay ve japonları bize gelip dolma doldurup sarma saracaklar. umarım becerebilirler de karnımız doyar.


8 Comments
bq
the little girl
Posted on December 21st, 2006 @ 1:05 am


6 Comments
bq
mıyk!
Posted on December 13th, 2006 @ 9:05 am

insan;

-on iki saatini şehiriçi trafiğinde geçirebilir.
-üst geçite ayak konulmadığı yerlerde ‘peki ya neden yapmışlar bu geçidi’ diye düşünüp, etrafındakileri gördükçe yaşlı bir teyze olduğunda bu durumda olmamayı umarak /ofof/ bariyerlerin üstünden atlamak zorunda kalabilir.
-bindiği otobüsü sollamaya çalışan iclal aydın’ın, otobüsü ve cipini boydaan boya bi güzel çizdirip /gacııourt/ kaçtığını, hatta sonra arka sokaklardan tekrar otobüsün arkasına geçtiğini görünce gülse mi ağlasa mı karar veremeyebilir.
-bi günde beş kez aynı yerden tramvaya binip güvenlik görevlileriyle çay içecek muhabbeti kurabilir.
-üç buçuk aydır uğramadığı iş yerine uğrayıp elinde koca bi dosyayla evine /o la la/ dönebilir.
-ağustos’tan beri ayağını mütemadiyen burkup duruyorsa artık acıya dayanamayarak kaldırıma oturup /fırk/ ağlayabilir.
-elindeki bi bereye bile, bi bere için oldukça büyük bile olsa, sahip çıkamayabilir. sonra otobüsün son durağına gidip şöfor amcaya atkısını gösterip ‘işte bundandı, çok ciciydi’ diye sızlanıp tüm otobüste şöforle bere arayıp /fırk/ bulamayabilir.
-hatta beresiz ‘yarın nasıl okula gidicem ben’ diye düşünürken evin kapısını ısrarla açamayıp ‘hay bu anahtara da..’ diye söveduruken elindekinin akbil olduğunu /dıkşdıkş/ farkedebilir.
-yazıda yaptığı tüm italiklerin yine meçhul bir şekilde pembe olacağını bilse de italik yapmaktan vazgeçmeyebilir.
insanız ya,


4 Comments
bq