insan;
-on iki saatini şehiriçi trafiğinde geçirebilir.
-üst geçite ayak konulmadığı yerlerde ‘peki ya neden yapmışlar bu geçidi’ diye düşünüp, etrafındakileri gördükçe yaşlı bir teyze olduğunda bu durumda olmamayı umarak /ofof/ bariyerlerin üstünden atlamak zorunda kalabilir.
-bindiği otobüsü sollamaya çalışan iclal aydın’ın, otobüsü ve cipini boydaan boya bi güzel çizdirip /gacııourt/ kaçtığını, hatta sonra arka sokaklardan tekrar otobüsün arkasına geçtiğini görünce gülse mi ağlasa mı karar veremeyebilir.
-bi günde beş kez aynı yerden tramvaya binip güvenlik görevlileriyle çay içecek muhabbeti kurabilir.
-üç buçuk aydır uğramadığı iş yerine uğrayıp elinde koca bi dosyayla evine /o la la/ dönebilir.
-ağustos’tan beri ayağını mütemadiyen burkup duruyorsa artık acıya dayanamayarak kaldırıma oturup /fırk/ ağlayabilir.
-elindeki bi bereye bile, bi bere için oldukça büyük bile olsa, sahip çıkamayabilir. sonra otobüsün son durağına gidip şöfor amcaya atkısını gösterip ‘işte bundandı, çok ciciydi’ diye sızlanıp tüm otobüste şöforle bere arayıp /fırk/ bulamayabilir.
-hatta beresiz ‘yarın nasıl okula gidicem ben’ diye düşünürken evin kapısını ısrarla açamayıp ‘hay bu anahtara da..’ diye söveduruken elindekinin akbil olduğunu /dıkşdıkş/ farkedebilir.
-yazıda yaptığı tüm italiklerin yine meçhul bir şekilde pembe olacağını bilse de italik yapmaktan vazgeçmeyebilir.
insanız ya,