işten gelip biraz dinlenip yemeğimi yedikten sonra yayla’ya kadar yürümek için evden çıkarken babam kalktı bilgisayarının başından, ‘ben de bunaldım beraber gidelim hadi’ dedi. ateşin hazreti ibrahim’i yakmayışını, aziz zapsu’nun postmodernliğini, posof’ta yaptığı askerliğini yine benzer yürüyüşlerde öğrenmiştim seneler evvel.
ama her şey değişmiş. artık babam elini omzuma atarak durmaksızın anlatmak yerine benim fikrimi de soruyordu, o iş bankası’yla çalışmayı tercih ederken ben garanti’yi savunuyordum. ben işyerinde geçirdiğim berbat günü, gelecek için değiştirdiğim kararlarından bahsederken o bana kendi deneyimlerini anlatıp tavsiyeler veriyordu.
yürüdük, bi buçuk saat yürüdük. yürürken çerez yedik, ben şikayet edip mızmızlandım, sakızımı kocaman balon yaptım, babam bana pamuk şeker aldı. baloncu görsek balon da alırdı, biliyorum.
hâlâ beceriksiz, hâlâ yardıma ihtiyacı olan küçük bi çocuk olduğumu hissettim uzun zaman sonra.
allah ondan razı olsun.