ilk kez bir elif şafak romanı okudum; baba ve piç. doğrusu hayal kırıklığına uğradığımı söylemeliyim, özellikle üslup/dil hususunda. ‘hani o yerlere göklere sığdırılamayan dil bu muydu’ dedim ister istemez. çeviri de olsa, üslubun hissedildiğini söylemek mümkündü, hatta bazı yerde zorlandığını görmek, bu yüzden çeviri bahanesini kabul etmeye temayülüm yok pek.
bunu bir kenara koyarsam, kitabın üçte birlik ilk bölümünün de, içerik olarak, benim için ayrı bir fiyasko olduğunu söylemeliyim. bilmiyorum, belki de istemsiz olarak fazla beklenti içine girmiştim, ama romanın 130′uncu sayfalara kadar biraz edebi, biraz da felsefi ‘ergenlik romanı’ tadı aldım. benim giriş olarak adlandırdığım bu bölümü, karakterlerin tanıtılması için kullanıldığını ve müsamaha göstermem gerektiğini düşünürsem, karakterlerin bile çok iyi çizilmediği için ellerimi sahnede nereye koyacağını bilemeyen şarkıcılar gibi hissediyorum kendimi. keşke, kişilere bir şeyler yaptırmak yerine onları özgür bıraksaymış yazar. kahramanlar dışında da, metne müdahale etmeden duramaması, romanın başında her şeyden uzun uzun bahsedilip, sonlara doğru, kendisine verilen sayfa sayısını verimli kullanmadığı için sonları bir eli çabuklukla yazılmış hissiyle birleşince, ister istemez bir tanzimat dönemi rüzgarı estiriyor.
bunun dışında, romanda beni rahatsız eden şeylerden biri de, metnin fazla bölük pörçük olması; muhtemelen ahenk unsuru olarak konulmuş büyülü gerçekçilik öğeleri, az evvel bahsettiğim okurun özgürlüğünü boğan müdahaleleri.. (buna sadece karakter bazında bakmamak gerekir; misal, ahmet hamdi de ‘eşikte kalma’yı konu edinir ama “nuran eşikte kalmıştı, ihsan araftaydı”larla okuru bunaltmaz. en azından benim beğenim bu yönde.)
kitaba başlamadan önce, en çok merak ettiğim şeylerden biri, ermeni soykırımı meselesini nasıl işlediğiydi, neydi bu kadar yaygaraya sebep olan?
kitabı bitirdikten sonra, ne yazara küfrettim, ne de ‘vuua, harika anlatmış’ dedim. hakaret ettiği biriler olduğuna inanmıyorum, ama inanmadığım başka şeyler de var; iki bin beşte on dokuz yaşında, fransız varoluşçularını okuyan bir ablanın ermeni soykırımından bu kadar habersiz olması, ermeni diasporasındaki iddiaların tersini savunan senaristin -bir şekilde- dövülmesi.. listeyi biraz daha uzatmak mümkün. ama en nihayetinde bu bir romandır, yazar canının istediği gibi yazmıştır deyip sıyrılmak da mümkün pek tabii.
son üç aydır epeyce okuma raporu yazdım. okuduğum roman ne kadar sıkıcı olursa olsun, ve yazarının amacına hizmet etmezse etmesin -misal, bereketli topraklar üstünde- muhakkak metinden çıkarabileceğim, kafamda şekillenen net bir şeyler olmuştu; ta ki baba ve piç’e kadar.. raporu hazırlamadan önce, okuduğum roman hakkında evvelce yazılmış bir metin okumuyordum; ta ki baba ve piç’e kadar.. bu roman rahatsız etti, kafamı karıştırıp ortada bıraktı beni ve bu nedenle ilk kez insanlar neler yazmış acaba diye araştırma ihtiyacı hissettim. bunları olumsuz manada söylediğim sanılmasın. romanın tereddüt ettirmesi oldukça hoşuma gitti.
çok güçlü bir dili ve anlatımı olmadığını iddia etsem de, asla kötü bir roman kategorisine sokamayacağımı da söylemeliyim. çok çabuk okunup, ‘acaba’lar etrafında düşündürdüğü için memnunum.
benim için en kötü tarafı, belirsizliklerle dolu bir roman olduğu için hakkında ne yazacağımı bilememem sanırım.
biliyorum, tüm bunları zırvalayacağıma oturup bir ödev konusu bulabilirdim, ama kitabı elime alıp karıştırmaya başlayınca dayanılmaz bir aşure arzusu sarıyor beni bu öğleden beri, üstü bol narlı olanından. dayanamıyorum. çok ciddiyim. bu yüzden ödev bile yapamayabilirim, ya da ödevi aşure hakkında hazırlayabilirim. hmm… nam nam nam yummy…
son olarak, romandan ve ödev sancımdan tamamen bağımsız bir şekilde, emrullah şengüller’e el sallayarak kendisine bayıldığımı söylemek istiyorum. bu gece niye bir harikaydı, niye yüzümü güldürdü, gönlümü şenlendirdi, varolsun.
May 23rd, 2007 at 2:06 am
şimdi, kitabı beğendin mi beğenmedin mi onu anlamadım ben :p aşure konusu da öyle. aşurenin bir ermeni kültürü öğesi olduğu fln mı söyleniyor kitapta, ne oluyor :)
emrullah kim emrullah. ne kadar anlaşılmazsın bet :p
May 25th, 2007 at 6:18 am
bence emrullah sengüller, biraz sazendelerden ve digerlerinden siyrilip kendi kendine kontrbas calmali.. hakikatten nefis cünkü..
baska sevenlerinin de olmasi ayriyetten güzel :)
May 25th, 2007 at 7:17 am
… kardeşim,
sana buradan ‘hey, çak!’ yaptım ama göremedin ne yazık ki..
sac,
bir de, ödevimi okuduktan sonra ne anla/ma/dığını anlatsan keşke.
emrullah, emmoğlu. pazar akşamı seni kahveye bekliyor. tanışıp zar sallayacakmişsiniz.
May 25th, 2007 at 3:21 pm
aldım çakını :)
May 31st, 2007 at 11:04 am
merhaba
Elif Şafak’tan ilk okuduğum roman Pinhan idi. bence onunla başlamalıydın:) Baba ve Piç ermeni meselesi tartışmaları yüzünden çok revaçta biliyorum ama..
mesela ben Elif Şafak’ı sevdiğim halde daha onu okumadım:)
selamlar
May 31st, 2007 at 2:03 pm
okuyup hakkında ödev yapmam gerektiği için mecburi bir seçim oldu benimki.
teşekkür ederim tavsiyelerin için.
May 31st, 2007 at 2:05 pm
ödev konusu neydi, merak ettim:)
June 3rd, 2007 at 5:53 am
belirli bir konu yoktu, ‘huzursuzluk’ üzerine yaptım ben.