“sizin beraber yaptığınız bir çalışma vardı di mi, e hadi başlayın bakalım okumaya” dedi. heyecanladım. bitmediğini hatırlayınca korktum, irkildim, uyandım. bunları saat sekize gelirken kestirdiğim iki on dakika içinde söylemişti. silkindim, devam ettim. işim erken bitti, ortağım erken geldi, ama bu geç kalmamıza engel değildi. iki dakika. oturduk. güldüm. çok güleç idim. “eren okusun” dedi, göz kırptı, “peki” dedim, yine güldüm. kalbim hız yaptı, ellerim terleyip, yanağım kızardı. çabuk çabuk okudum. nerminler neriman oldu. güldüler. ben de güldüm. mahir’i sevdiler. ben de sevdim. ben kel mahir idim.
bitti. çıktık. içime çöreklendi bir acı. “bu sefer gerçekten bitti farkında mısın” dedim ortağıma. “sus, fena oluyorum” diye tısladı. çıktıktan sonra tekrar gelip “n’apıyorsunuz siz burda” demesi, “hoşça kalın” dememe göz kırpmasıyla cevap vermesi gözümün önüne geldi. bunları düşündüğümün nereden anladıklarını anlamadığım diğerleri beni kıskanıp yanıma geldi. düşüncem dağıldı, ardından da yanımdakiler. ortağım kaldı. kuzey temmuzunu ne çok sevdik dedik. yola düştük. yorgun düştük. düş gördük. uyandık. yorgunluğa uyandık.
‘uykusuzluktan’ desem de değildi. heyecanın, zamanın bitkinliğini saklamasıydı. bizi ayakta tutan o bitince kendi bitişimizin farkına varmamızdı. uyuyorum şimdi geçer diye.
over
3 Responses
Leave a Comment
August 3rd, 2007 at 2:56 pm
çünkü herkes kendisiyle meşgul di mi? :)
August 3rd, 2007 at 3:01 pm
absolutely!
August 7th, 2007 at 4:24 pm
: (
gelir gelmez ağlattın.