bugün bi dolu lak lak çalıp, kakara kikiri yaptık. facebookta, lisedeki müdür yardımcımız olan hanım adına nasıl fake hesap açıp iki nefes eğlendiğimizi anlattım. çarpılacağım bir gün haberim yok. sonra tuba’yla aklımıza, zil devresi için pil arayan hasna’ya “ne gerek var pile, telleri prizin deliklerine soksana” diye akıl verip, elektriğin onu çarpmasını izlediğimiz geldi. orta iki’deyken zehir gibi çocuklardık. bi ara neden orada olduğumuz aklımıza geldi, işimize döndük. tuba bilgisayardaki listeleri kontrol etti, ben de elimdeki listede olan herkesi aradım. aradım. aradım. sonra sıra yudum’a geldi, onu da aradım. telefona annesi çıktı. bik bik anlattım. annesi dinledi, ama “üzgünüm ama yudum gelemez” dedi. “neden” dedim. “yudum hastahanede” dedi. “aa, nesi var” dedim. annesi bir şey demedi, “orada mısınız” dedim, “yudum lösemi” dedi. ‘hadi canım’ diyemedim. başka bir şey de diyemedim. susuştuk. “ne zamandır” demek aklıma geldi. “dört yıldır” dedi annesi, ve “duysa eminim gelmeyi çok isterdi” diye ekledi. yer yarılmadığı ve ‘bunca senedir arayıp sormamışız, ne eşeklik etmişiz’ diyemediğim için “hmm, acil şifalar” gibi şeyler diledim. uyusam biraz geçerdi, uyumadım. biri geldi, sivimi istedi. verdim, “al senin olsun” dedim. üzerindeki meyl adresimin yanlış olduğunu verirken farkettim ama söylemedim. zehir gibiyim.
3 Responses
Leave a Comment
November 27th, 2007 at 5:33 am
sen şimdi 10 adım gerimde kantinin kasa kuyruğundayken, akl-ı evvel biri olduğunu bir kez daha, aşk ile, dile getiresim geldi.
November 27th, 2007 at 5:35 am
“biri şekerli ve açık biri şekersiz ve açık biri şekerli ve diğeri şekrsiz yok biri şekerli tesettürlü biri şeker…”
November 27th, 2007 at 11:56 am
yok sana çay may, yıkıl.