bırak zaman aksın

“neden böyle olsun ki, niçin bir ihtimal bile olamıyorum” derken bağdaş kurmuş, sol elimi sol dizime vuruyordum. şakayla karışık yakınmazsam, fazla hayalperest olduğumu düşünen andreas, hayalkırıklıklarımdan dolayı ne çok üzüldüğümü farkeder ve bana gerçekten kızabilirdi. işte onu kızdırmamak için dizime indirdiğim şaplak beni kendime getirdi. hiç de büyük olmayan evimizde enerjimi boşaltmak için yine dizimi nereye çarpıp morartmıştım tanrı bilir. sekiz sene önce olmalı, evde abimle koşuştururken kapıyı hızla ittirerek açma çabalarım, kollarımım camın öbür tarafına geçmesiyle son bulmuştu. sağ baş parmağımdaki iki dikişten başka bir iz kalmadı. her şeyi bilen ve gören tanrı bize büyük bir ev verebilir di mi, dedim, andre izme bakmak istedi. iki cmlik verevine bir dikiş izi işte. dikiş atan doktorları dikkatle izlediğimi hatırlıyorum. U şeklinde bir iğneleri var idi. iğneye sapladıkları siyah ipek ipliğin derimden her geçişinde ürpermeme rağmen bundan hoşlandığım da hatırladıklarım arasında. bu tür izlerin sahiplerine kişilik kazandırdığını düşünüyorum, dediği anda puah’lamamak için kendimi tutmam gerekiyordu. tuttum ve gururla sol kaşımı göstererek nasıl yardığımı anlatmaya koyuldum. aslında solda mı sağda mı emin değilim. hep bu aynalar yüzünden.

muse-newborn

alabildiğince uyuşuk ve hatta mutlu iken yeniden rahata kavuşmak için deliler gibi parke ovduran şeyden bahsedecektim aslında. andre’nin tüm bunları anlatmamam için elinden geleni yapıyor olması ne yazık. beni dinlemek istemediği için değil. uydurduğum aslı astarı olmayan kıçı kırık hikayeler bile hoşuna gider çoğu kez. mesele, ‘hayâl kurmama’ tembihlerine rağmen beni vazgeçirememesi, başım bir yerlere vurunca soluğu yanında almam. her şeyi gören ve bilen tanrı burada beklentiden söz ettiğimi biliyor ya, neysss. o, andre yani, istiyor ki, söylenen her kelime ve cümlenin görünürdeki anlamına sadık kalarak davranayım. ‘bunu mu demek istedi’ diye gereğinden fazla düşünüyor olsam bile bu saçma. andre de, varsayımlara dayanarak diyalog geliştirmenin saçmalığından emin durumda. ben bazen her ikimizi de, her şeyi gören ve bilen tanrıya emanet etmekten iyisini bulamıyorum.

alabildiğince uyuşuk ve hatta mutlu iken yeniden rahata kavuşmak için deliler gibi parke ovduran şeyden bahsedecektim aslında, dedim ya, yalan değil. elimdeki dikiş izinden ya da andreas’la anlaşmazlılarımızdan değil. bendeki konsantrasyon eksikliği ve, ve, ve her şeyi bir çırpıda anlatma isteği, böyle başı sonu olmayan biçimsiz yazıların sebebi. oysaki kendimi ne kadar da frenlemeye çalışıyorum. misal; yara izimden bahsederken baş parmağımızı avcumuza doğru azıcık bükünce bir tavuk bagetine nasıl da benzediğini, tavuk etinden hoşlanmadığımdan baş parmağımla aramın pek iyi olmadığını, zaten onun da soğuk havalarda sızlamaya başlayıp hissen bana mukabele ettiğini anlatabilirdim. yahut annemin az evvel müziğin sesini kısmam için odaya gelip kızmasından, halbuki geçen hafta doktorun verdiği ilaç şişelerinin ağızlarını bile açmadığımı bilse, daha çok kızacağından söz edebilirdim pekala.

muse-time is running out

az sonra andre bunları okurken bakışlarında azıcık bile “anlatmadığını iddia ettiğin zırvalıklarlarını her yazının sonuna iliştirmen mi gerekiyor” okursam, ona bir daha defterime bakmamasını öğütleyeceğim. kime neyi okutmak için yalvarmışım.

8 Responses

  1. ttku Says:

    hepsinden gectim, saplak kelimesini kullanmandir aslolan.

  2. dilsuhte Says:

    bazen telveler anlamsızca bakar fincan diplerinden.

  3. dilsuhte Says:

    dün türksel üzerinden sana sesli mesaj bıraktımdı

  4. Yurtdışı Eğitim Says:

    bırakın aksın zamannnnnn

  5. sotiz Says:

    sayfanın bu hali beni çok üzüyor. çok yalnız. tek post.
    nerede komentlerde at koşturduğumuz zamanlar.
    zaten depresyondayım.

  6. jonquille Says:

    kimsesiz don juan’ın yalnız blogu.

  7. Banu Says:

    Bu Muse aralarından biri de Megolomania ile olsaydı ya mis gibi.
    Ben bir Fields of Green kutusundan aldıdğım sahalara dönüş davetiyesini gelecek maçlar için güç kazanma rölemde saklayacağım elbette. Şimdi kaaave içmem gerekiyo…

  8. jonquille Says:

    ;)

Leave a Comment

Please note: Comment moderation is enabled and may delay your comment. There is no need to resubmit your comment.