tuhaf işte

üzülmek, sevinmek, kızmak, kırılmak, neşelenmek, iştiyak duymak, usanmak, sıkılmak, ümit dolmak gibi pek çok duygu var günlük hayatta sıklıkla hissettiğim. ama ismini koyamamak, tuhaf hissetmek bunlar arasında değil, yani bu kadar sıklıkla değil.

son birkaç on günü saymazsak, bir süredir hayatımın en huzurlu, en sakin, en stabil, en hafif hissettiğim, şükredecek çok şey olduğunun farkına vardığım dönemini yaşıyordum. taa ki yılbaşına çok az kala bir mucize gerçekleşene dek. mucize, kulağa overrated gelmiyor mu? ben kısaca bombastik olarak tanımlayayım, siz anlayın. bir, üç, beş derken bittabiy über günler yine bir mucizeyle overrated demiştim paaaat diye tepetaklak nihayetlendi.

işte bunlar çok tuhaf. tuhaf işte. bir açıklaması yok, anlaşılacak bir yanı yok. üzgünüm ve en dümdüz ifadesiyle kandırıldım. mesela, buna rağmen kötü bir şeyler söylemeye dilim varmaması bile tuhaf değil mi? böyle şeylere tevessül etmek, insanları basit sebeplerden hiç de basit olmayan şekilde üzmek de buna dahil. ve yine tüm bunlara rağmen pişmanlık hissetmemem de tuhaf işte. başkaca tarif edemiyorum.

 

bu arada beş kardeşler vesilesiyle evire çevire yeniden dinlemeye başladığımız şu şarkıyı da iliştiriveriyorum, bu devirde çılgınlar gibi sevmek mi kalmış diyerek

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir