florya yahut fülurya

ziya osman saba, florya plajının müzevir kum tanelerini ve fülurya kuşunu anlatıyor:

“Gene o zamanların Ayastefonos’undan sonra, bir Kâğıthane sefasına çıkılır gibi uzun uzadıya arabayla varılan Florya, geniş kumsalıyla -plaj kelimesini bilmezdik henüz- elbette ki vardı ama oraya, ilk görüşümde, çocuk gözlerime bir çöl tesiri bırakmış kızgın kumlara uzanarak güneşte yanmaya değil, bilakis tren yolunun beri tarafındaki yüksek ağaçların gölgesinde oturup serinlemeye ‘kuş dinlemeye’ gidilir, adı da o kuşun adıyla ”Fülurya’ telaffuz edilirdi. O zamanların Arap harfleriyle Fülurya’sının berisinde uzanan bugünün Latin harfleriyle Florya’sı ise, ‘başınıza güneş geçer’ tehdidiyke gitmemiz, ilerlememiz menedilen, merak ve cesaret edip birkaç adım atacak olsak süslü isparpinlerimizin içine kabahatimizi de ne çabuk meydana çıkarakcak, bizi hemen ele verecek müzevir kum tanelerinin doluverdiği, zaten bir-iki adımdan sonra ilerleyemez olduğumuz, gözlerimiz kamaşmış, tabanlarımız kızmış, kendimizi hemen çayırların ‘sahil-i selamet’ine attığımız yasak, yalnızca sayak mı, yasak olduğu kadar da korkunç bir bölgeydi…”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir