culi

anlamsızca ve bi o kadar arsızca dönüp dolaşan, sonra da birbirlerine çarpıp düşen kelimelerim var aklımda.
kırık dökük, yarım yamalak sözlerle konuşup yazamayacağımı umursamayan divaneler..

şimdi dilimi/elimi kullanabildiğim zamanlardan kalma, bi türlü istediğim gibi bitmeyen hikayeler var silinmeyi bekleyen.
acımayacak çok, yatıcam kalkcam, yatıcam kalcam unutucam..

hem tammuz güzeldir, berekettir, olgunluktur. yeni gelmiş olsa bile getirdiği iyi dilekler, buruk da olsa gülümsemeler vardır.

“ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?”

“gülerken ağlıyorum. tiyatro gibiyim.”
eloy

allah sizi inandırsın harika bi mayıs ayı geçiriyorum.

bugün tam olarak idrak ettim ki, bi masanın başında saatlerce oturup bilgisayar ekranına çivilenmek hiç de bana göre bi iş değil. halbuki geçenlerde ilk maaşımı alınca “eyt be, benden de adam olur mu?” deme gafletinde bulunmuştum. sevmedim ben bu ofis olaylarını.
yalnız ne yalan söyliyim, tezgahtarlık paranoyamdan kurtulmama yardımcı oldu. şöyle ki, nedendir bilmem, her tezgahtar gördüğümde “acaba günün birinde hiç i? bulmazsam tezgahtar olabilir miyim” diye sorgularken buluyordum kendimi -neden tezgahtarlık inan bilmiyorum-. ama artık en azından tezgahtar olabileceğime kâni oldum, ne mutlu.

bi küçük notla noktalamak gerekirse; herkesden yanında muhakkak kağıt mendil taşımasını rica ediyorum. hani olur ya bi sabahın körü otobüste ağlayan bi kız filan görür de uzatıvermeniz icab eder. insan isteyemiyor da, kötü oluyor valla. her “nasılsın” dediğinizde ağlak moda geçen arkadaşınız varsa, mendille beraber bi kaç da tatlı sözün hiç fena gitmediğini söyleyeyim.
ben, “insan üzüleceğini bile bile niye gece gündüz hep aynı şeyden bahsetmek ister, düşünmekten vazgeçemez ki?” sorusuna bi çözüm getirinceye kadar mendille filan idare edin işte.

başlık.

yarınki sunumum için, asla söylemeyeceğim, afili bi giriş cümlesi yazdım. hani bi yanlışlık filan olup da güzel bi cümle kurunca bi kenara not alıp unutulmaya bıraktığım için muhtemelen “anlatacağım makalede tanzimat dönemindeki çeviri faaliyetleri…” şeklinde klasik bi cümleye başvuracağım. canım sağolsun, yaptığı güzel bi’şeyden bahsetmekten utanan biriyim.

bu arada, ne zamandır isteyip de kaydını bi türlü bulamadığım they might be giant’ın istanbul not constantinople’un bi coverına rastladım geçen gün. değişik olmuş, fena sayılmaz ama hâlâ orijinalini istiyorum ben, kesmedi.

hazır müzikten söz etmişken pinhani‘nin yarın piyasaya sürülecek albümünü de haber vereyim. web sitelerinden indirilebilen üç şarkıdan en çok ‘hele bi gel’i beğendim. albüm bi çıksın, çok beğeneceğim bi kaç şarkı daha olacak; ‘yıldızlar’, ‘beni al’ gibi.

bu şarkıların hoşuma gittiğinden emin olduğum kadar emin olduğum başka bi şey varsa, o da yorgun olduğumdur. hem bedenen, hem ruhen mütemadiyen nasıl yorgun olur bi insan, yaşıyorum. anlatmak istediklerimi dillendiremiyorum, söylenenleri anlayamıyorum. müthiş bi unutkanlık, dalgınlık da cabası.

şu halim bi geçsin, vaktiyle otobüslerden dolayı hakkında pek iç açıcı şeyler yazmadığım büyükşehirbelediyesine teşekkür edip, barbaros bulvarındaki mor ve beyaz lâlelerden bi buket de eve istemeyi, kararsız kâzım’ın önde gideni olarak kabalcı’daki tüm defterleri yokladıktan sonra almaya karar verdiğim kıpkırmızı defterimi ve planlarımızı (defterle) anlatmayı, üç hafta önce gittiğim ‘iş görüşmesi ve hissettirdikleri’ konulu bi kompozisyon yazmayı dü?ünüyorum.

ayrıca, 70 yaş ve üstü, beyaz saçlı, kasketli, italyanca, fransızca konuşabilen, puro içen tüm beyefendiler; tevellütümün 40’lar, 50’ler olmadığına pişman oluyorum ister istemez. ->

sahne kapanırken; life of a camel by feller quentin.

miraç kandili

“Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri de Miraç Gecesidir. Miraç bir yükseliştir, bütün süfli duygulardan, beşeri hislerden ter temiz bir kulluğa, en yüce mertebeye terakki ediştir. Resulullahın (a.s.m.) şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir terakki ufkudur.

ayetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” (?sra Suresi, 1)” (tamam? >>)

hayırlı kandiller..

ps: devletşah eylemlerine devam edeceğini söylemişti, nitekim etmiş de.

the cook next door

deliciousdays‘in başlatmış olduğu, the cook next door adınki mim’i, türk blogger’lar arasında başlatan dilek‘ten itibaren, hatice‘yi, yeşil‘i ve devletşah‘ı keyifle okudum. mim’in bana geleceği aklımın ucundan bile geçmemişti. devletşah, topu yemek bloglarının dışına attığını söylemiş. buyrun bakalım;

?lk mutfak maceran neydi? Neler hatırlıyorsun?

aslında mutfakla ilgili, çocukluğumdan kalan pek bir şey yok aklımda. yalnız, daha 5-6 yaşlarında, alt komşunun kızıyla, büyüyünce annelermize pasta, börek, çay yapıp, onları misafir etme hayallerimizi hatırlıyorum.
bir de, sözde kahve yapıp, yeni alınan kahve takımlarıyla onları aile fertlerine etmemi :) gerçekten içiyor gibi yapmaları lazımmış, yoksa beni kandırıyorlar diye kabul etmezmişim, annem öyle diyor :)

Yemek yapma stilini en çok etkileyen kimdi?

“bir stilim var” demek için daha erken, ve o kadar sık yemek yapmıyorum. ama muhakkak en çok annemden etkilenmişimdir. senelerce mutfakta anneyi izleyince, ister istemez onun gibi yemek yapıyor insan. bunun dışında, yemek yapmamda, üniversite’nin 1,5 senesini arkadaşlarla tutulmuş bir evde geçirmenin de büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. başkalarını görmek, yalnız kalmak değiştiriyor insanı. bundan dolayı ki, artık annemle eskisi kadar uyuşmuyor fikirlerimiz. anlaşılacağı üzere yemek yapma konusunda kısa bir geçmişe sahibim, bu sürede hatice‘den de çok şey öğrendim. bu vesileyle teşekkür ediyorum kendisine.

Yemeğe ve yemek dünyasına olan ilgini kanıtlayan bir resmin var mı? Bize
göstermek ister misin?

yemek yerken çekilmiş fotoğraf var da, yaparken çekilmiş bulamadım hiç. hemen çekileyim bir tane. :)
idareten bunu koydum.

Mutfakta kendisine karşı fobin olan birsey var mı? Yaparken seni/avuçlarını terleten bir yemek mesela?

çok fazla yemek yapmadığımdan, zor yemekleri yapmak bana düşmüyor. ama basit bir şey yapsam bile, eğer misafir için yapıyorsam, işte o zaman biraz telaşlanıyorum. bir de ölçüleri ‘göz kararı’ olan tarifler korkutuyor beni.
itiraf ediyorum; yemeklere tuz koymaktan da korkuyorum. “ya fazla kaçarsa” demekten alamıyorum kendimi. bunun sonucunda yaptığım yemeklerin tuzu hep eksik oluyor.

Mutfakta hangi yardımcını vazgeçilmez buluyorsun? Alıpta cok gereksiz bulduğun nedir mutfakta?

kesinlikle mikser. vazgeçilmez değil ama, cam kapları kullanmaya bayılıyorum; borcamlar, çeşitli boyda kaseler, vs.
mutfak için gereken alışveriş?i ben yapmıyorum. ama gereksiz gördüğüm bir alet olmadş şimdiye kadar.

Bir kaç garip belki de komik yemek ceşidi söyle, senin cok sevdiğin ama senden başka kimsenin sevmeyeceğini düşündüğün bir yemek.

hatırlayamadım ama, lisede falan kesin vardır öyle şeyler. bi de, yoğurdun içine çeşitli baharatlar koyup yemeği severim. bu da çok tuhaf olmasa gerek.

Hangi 3 malzemeden veya yemekten vazgeçemezsin?

ben de devletşah gibi, zeytinyağı, tavuk-et ve patatesli yemeklerde kekik diyeceğim. patatesin her türü, pilav, yoğurt, çikolata, çikolata, çikolata.
bir zamanlar koladan vazgeçemezdim. gecenin 1’inde babamı sokak sokak kola arattığım geldi aklıma. sonra senelerce ağzıma koymadım. şimdi orta yolu buldum galiba :)

En çok sevdiğin dondurma ce?idi…

bol çikolata sosu olduktan sonra hepsi makbuldür. :)

Asla yemeği düşünmediğin ?ey…

midye, suşi. mümkünse kuru fasulye, üç sene öncesine kadar enginar ve kereviz. bir de hindistan cevizliler.

Özel bir yemeğin/ spesiyalin var m??

belki bir gün.. :)

Seni sobeleyen/ebeleyen ahçı:

devletşah

Sobelediğin/Ebelediğin 3 ahçı:

cevaplarını en çok merak ettiklerim sothyz ve simiole. ilginç şeyler çıkacak gibi geliyor. ve bir de, dharma‘yı ve la panse‘yi sobeliyorum.

ps: simiole uzun süredir yok, muhtemelen cevap veremeyecektir.

sus.

annemin takip ettiği yegâne dizi olan aliye’nin, sezon sonuna doğru rastladığım bir bölümünde; kocasının yasaklarını tepki vermeden kabullenen aliye, yatak odasında hapis-inziva türü bir hayata yelken açmıştı. kimseyle görüştürülmeyen, kendi kendine düşüncelere dalan kahramanımız, kaynanasının odaya getirdiği yemeği eliyle itip, “yeteeer” şeklinde semâyı? inleterek, kendini sokaklara vuruyordu.

diyeceğim o ki;
kendini her zorluğa göğüs gerecek kudrette görse de insan, suskunluğun, herşeyi olduğu gibi kabullenmenin, kendinden geçmenin de bir sınırı olduğunu anlıyor zamanla.

itinâyla sabredilir.

1 blog, 2 blog, …

takip ettiğim en okunaklı, dolu dolu olan blog’lardan ikisi;
yeşil hanım‘?n ve nikita bey‘inkiler.

yeşil hanım‘ın sıkı takipçisiyim, takipçisi olduğum kadar yorum yazmıyorum, o ayrı.
düşüncelerini, hissettiklerini anlatma şekli hoşuma gidiyor, yazacağı konu hakkında bir sürü de araştırma yapıyor.
(çay ve kahve post’u)

nikita bey‘e bazen sormak istediğim şeyler oluyor, ancak yorum sistemi yok.
mail atmamamı da, üşengeçliğime veriyorum. kitap, sinema, kafama takıldı, … şeklinde konu başlıkları hazırlamış yazdıkları için.
okurken, post bitmesin, daha sık yazsın istiyorum.
(hatta şurada yengeç yürüyüşü adlı kitabı gördüm, ve bugün edindim. merak içindeyim.)

bir de sokak kaçkını var;
kolay okunur olduğunu söyleyemesem de, ?urada da dediğim gibi, okunulası bir blog.

bugün böyle geldi içimden.

şeb-nem, âşık, ayrılık, ..

Rûz-? hercinde güller dâne-i eşküm göricek *
Berg-i güldür ki tutar katre-i şeb-nem tâze

(Bâkî-G:454/3)

Ayrılık gününde güller gözyaşımın tanesini görecek. Gül yaprağıdır ki, çiğ tanesi taze tutar.

sevgilinin değeri, âşığın âşıklığındandır. onun göz yaşları olmasa, -çiğ tanesi olmadan, gülün kuruyup gideceği gibi- sevgilinin de kıymet-i harbiyesi kalmayacatır.

aşığın gözyaşları sevgiliyi sevgili yapansa, ayrılık gününde bu göz yaşları devam ediyorsa, “ayrılık sevdaya dâhil”** midir?
________________
*-rûz-? hecr: ayrılık günü
-eşk: gözyaşı
-berg: yaprak
katre-i şebnem: çiğ tanesi

**attila ilhanayrılık sevdaya dâhil.