miras eşitliği ve vakıf mal

bir şekilde bu dönem mehmet genç’in dersine girmek nasip oldu. hocanın derya olduğunu bilmeyen yok. fakat girdiğim ilk dersinde ters köşe etmesi şiddetli bir tesir bıraktı^^

kısaca özetleyeyim, bana da not olarak kalsın.
konu türklerin kitlelerle islamiyete geçmeleriyle, islama zarar verdikleri ve islamın onlara verdikleri zarar iddialarına geldi. osmanlıların -osmalılar, kurucuları itibariyle türk oldukları için türklere verilen zarar olarak osmanlılardan bahsetmekte bir sakınca görmüyorum- islama verdiği iddia edilen zararlardan (hocanın zarardan kasıt, islamın işlemez görünen bazı kısımlarını işlettiklerini ifade ettiğini belirtmede fayda var) bazılarını maddeledi. ben bunlardan sadece ‘miras eşitliği’nden bahsedeceğim. malumumuz, şer’i kanuna göre, mirasta kadınlar 1, erkekler 2 pay alıyor. osmanlı da islam hukukunun bu kuralını uyguluyor. fakat karıştırdığım fazlaca şeyhülislamın vakfiyesinden birinde, “malların kız ve erkek evlatları arasında eşit ve denk olarak paylaştırılması” şartına rastlamıştım. şeriat uygulanan bir ülkede, hele de bir din aliminin böyle bir hüküm koydurması bence şaşılacak şeydi. fakat değilmiş^^

yukarıda bahsettiğim ‘işlemez görünen kısımları işletme’ meselesi, ‘kadının mirasta eşit olmayan hakkını eşitlemeye çalışma gayreti’ne çözüm olarak, vakıf mallar -bilhassa icareteynli- kullanılıyor: miras, özel mülkü bağlar. vakıf mal ise özel mülk değildir. mal sahibi, kendi şahsi malını kanun karşısında kızı ve oğlu arasında 1-2 olarak paylaştırmak zorunda kalsa bile, vakıf malı istediği gibi paylaştırma hakkına sahip. dolayısıyla benim “aaa” dediğim ibare, gayet normal aslında.

islam hukukunda neden böyle bir uygulama olduğunu, hikmetini falan tartışacak değilim. fakat öyle görünüyor ki, osmanlılarda bu kanun bir adaletsizlik olarak görülmüş ve şer’i dairede kalmak suretiyle bu engeli vakıflar aracılığıyla aşmışlar. (uygulamanın sıklığından, genel kabulün bu yönde olduğunu düşünebiliriz). bence bu vakanın bir ikinci önemi, vakıfların önemi. neredeyse pek çok iktisadi meseleye çözüm olarak kullanmışlar^^ (özellikle de kredi, faiz vs. konularında sadece para vakıfları bile uzun uzadıya konuşulabilir.)

ben bir haftayı da böyle bir aydınlanmayla tamamlamış olmanın verdiği hafifilikle bitirirken siz de gelin faran ensemble’la tanış olun^^

btw

telefondaki notları karıştırırken şöyle bir şeye denk geldim: “utançtan neredeyse omuz başları bile kızarmıştı” -14 september 2015, 01:37
üstelik yazdığım anı bile hatırlıyorum; uykuya dalmak üzereyken yastığın kenarındaki telefonu zorla bulup yazmıştım. rüya değilmiş demek ki.

şimdi merak ettiğim bu cümlenin kime ait olduğu. banaysa sorun yok. bir başkasının cümlesini okumuş da onu sayıklıyorsam, sorun var ^^

ben kendimle cebelleşedurayım, pazar akşamı kuşağına en yakışıklısından bir the smiths şarkısı gelsin:

ah benim örselenmiş, incinmiş karanfilim

valiz hazırlamak ne kadar da hakikatle can sıkıcı bir olay değil mi?
ben ütü yapmayı tercih ediyorum.

neyse, yine bir valiz hazırlarken sabahı etmece saatlerini bu sefer aşkın nur yengi’yle geçirmeye karar verdim. aslında karar almış değilim. öyle istedim diyelim. kadını epey underrated buldum. meğer ne güzel şarkıları varmış. çevirip çevirip dinliyorum. hatta en sevdiklerimden birini de şuraya iliştiriyorum. bence herkesin gecesi gündüzü kırılıp küsmeden şiir yazmakla geçsin.

sen ki özgürlük kadar güzelsin, sevgi kadar özgür
o güzel başını uzat göklere; gül, güneşlere gül

h a y â l

hayâl ne güzel kelime. hem tek başına, kubbealtı lugatına göre, tam 11 manaya geliyor. başka kelimelerle birlikteliklerinden, girdiği türlü formlardan bahsedemeyeceğim bile. benim hayâl manyaklığım yeni değil. seneler önce sırf isminden mütevellit koca dönem ödevim için hayâli’nin divânını seçmişliğim var. sonra bizim muhayyel’e hayranlığım ve başka şeyler..
ama uzatmaya niyetim yok, sadece şunu paylaşıp çekileceğim, belki üçüncü kez kahvemi demleyip bilmem kaçıncı kez dinlemeye devam ederken..