yıllardan, yollardan sonra

ve en sonunda bir dosya var heyecanlandıran. onun hatrına deli gibi -literally- çalışıyorum. üstelik doğru düzgün çalışamadığım geçen birkaç ayın da acısı çıkmış oluyor. acısı çıkarken ben de vicdanen biraz rahat ediyorum. hem ne demişler:

ne geçmiş tükendi ne yarınlar
hayat yeniler bizleri
geçse de yolumuz bozkırlardan
denizlere çıkar sokaklar

nihayetsiz bu takibe doğrusu ömür yetmiyor

az önce last.fm hesabıma bakarken farkettim, ömrüm yeterse bu octoberda onunla da 10 seneyi devirmiş olacağım. belirsiz periyotlarda notlar aldığım about me kısmının son iki güncellemesinden biri 2013’ün temmuzu; giderek üzdün bizi zaman. sonuncusu ise, 2015’in martı; büyüyoruz, ve müzik hepsine şahit.

bunları yazmamın sebebi, mukayeseye imkan vermesi. hadiseleri kıyaslamaktan allah’a sığınırım ve fakat yakın ve kısa geçmişin ağırlığının uzun ve uzak geçmişin o zamanki ağırlığına denkliği.. yani güzel sanki. bunu açıklamam çok vakit alır. hatta açıklayamam ama güzel gibi. o’ndan ne gelen her şey güzel, her şey baş tâcı ya zaten.

neyss.. ben başka şeyler yazacaktım, bambaşka şeylere gitti elim. bu sefer de bu çeşit olsun.

ve senin de ruhun şâd olsun tatyos efendi, ne incelikli bir adammışsın.

 

hicaz mevlevi ayini

ne oldschool bir adem olduğumu bilmeyen yok sanırım. benim yorgun ruhum da böyle şeylerle sükûn buluyor diyeceğim, ama öyle mi emin değilim. açar dinlersin kimi zaman sükûn verir, kimi zaman coşkun bir hâl içinde bulursun kendini. hikmetinden sual olunmaz. şimdi gel de 3. kez farsça öğrenme teşebbüsüne girişme.

1. selam

yâ men livâu aşkıke lâ zâle âliyâ
kad hâbe men yekûnü mine’l-aşkı hâliyâ

nâdâ nesîmü aşkıke fî enfüsi’l-verâ
ahyâkümû celâliyye celle celâlenâ

(ey aşkının bayrağı dalgalanan (güzel)! yüceliğin dâim olsun. aşktan habersiz olan kişi ondan kaçar. aşk nesîmin, insanların nefislerine seslendi: “sizleri celâlim diriltir, yüceldikçe yücelsin!”)

kurretü’l-ayn-i menî ez can belî
mâh-ı bedrî gird-i mâ gerdan belî

sad hezâran âferin ber rûy-i tü
mî firisted hûri vü rıdvan belî

(ey can! evet gözümün nûrusun. evet, bizim etrafımızda dolaşan dolunaysın. hûri ve rıdvan da senin yüzüne yüz binlerce âferin gönderiyor, evet.)

samt u cû u seher ü uzlet ü zikr-i be-devâm
nâ-temâmân-ı cihan râ bi-küned kâr-ı temâm

asl-ı in cümle kemâlât be-cüz mürşid nîst
sadr-ı sâhib-dil ü kâmil-sıfat ü bahr-âşâm

(sükût, açlık, seher vakti (ibadet), halvet ve dâimî zikir, dünyadaki noksanları kâmil eyler. bütün bu kemâlâtın aslı, gönül ehli, kâmil sıfatlı, denizler içen mürşid olmadan olmaz.)

şevk-i hayâl-i dôst tenim cânı cân ider
sûd ü ziyân ü zevk ü gamı bî-nişân ider

gâhî tebessüm ile selâmı temâm-i nâz
aşk âşinâye secdeye âyet beyân ider

(sevgilinin hayâlinin şevki bedenimi, canın canı yapar. yüz türlü faydayı zararı, zevki üzüntüyü etkisiz bırakır. bazen de bir tebessüm ile naz dolu selâmı, aşk ehli için secdeye işaret olur. sevgilinin parlayan yanağında bir ışık var ki cebrâil’i, aşkın parıltısına gözcü yapar.)

dâdendem ezel secde ber-i rûy-i sanem râ
ber bâm-i felek bürdem ez an rûy alem râ

mu‘ciz bi-nümâ ez leb-i la‘let çü mesîhâ
tâ zinde künî mürde-i sad-sâle-i gam râ

(ezelde bana sevgilinin yüzüne karşı secdeyi takdir ettiler. o yüzden göğün zirvesine bayrağı diktim. lâl dudağınla isa (a.s.) gibi mucize göster de üzüntüden dolayı yüz yıldır ölmüş olan gamı dirilt.)

2. selam

sultân-ı menî sultân-ı menî
ender dil ü can îmân-ı menî

der men bi-demî men zinde şevem
yek cân çi şeved sad cân-ı menî

(sultânımsın, sultânımsın; cânımda, gönlümde imânımsın. bana üflersen ben dirilirim. bir cân da nedir? yüz cânımsın.)

ey âşıkân ey âşıkân an kes ki bîned rûy-i ô
şûrîde gerded akl-i ô âşüfte gerded hûy-i ô

(ey âşıklar, ey âşıklar! onun yüzünü görenin aklı karışır, huyu değişir.)

3. selam

hüsn yekî hasen yekî yâr yekî sühan yekî
rûh yekî beden yekî yâr yekî sühan yekî

yâr-ı dil-i hazin yekî tâ dem-i âteşin yekî
milket-i aşk u din yekî yâr yekî sühan yekî

ayn-ı heme ayan yekî mâni-i her beyan yekî
zikr-i dil ü zeban yekî yâr yekî sühan yekî

aşk u melâletem yekî sakm u selâmetem yekî
men‘ ü melâmetem yekî yâr yekî sühan yekî[1]

(güzellik bir, güzel bir, sevgili bir, söz bir. ruh bir, beden bir, sevgili bir, söz bir. hüzünlü gönlün sevdiği bir, ateşli ah bir; aşk ve din mülkü bir, sevgili bir, söz bir. her görülenin aslı bir, her ifadenin manası bir; gönlün ve dilin zikrettiği bir, sevgili bir, söz bir. aşkım ve bıkkınlığım bir, hastalığım ve iyiliğim bir; kovulmam ve kınanmam bir, sevgili bir, söz bir.)


güfteyi aldığım yeri de not düşelim.

 

1 nisan

bence baharı müjdeleyen hiçbir şey yok. arkasından konuşmak gibi olmasın ama, mart ayını zaten sevmezdim. çok gel gitli, dengesiz biri. nisan, hadi biraz ümit demek olsundu. yok ama. baharı müjdeleyen hiçbir şey yok. belki güneşin biraz daha fazla görünmeye başlaması, belki çiçeklenen dallar. ama görünüşte. insanın içine bir kıpırtı, ufak bir heyecan, küçük bir ümit getirmeyen güneşi de çiçeği de neyleyelim?