nihan ettim seni sinemde

geceyi ışıtmaya namzet, pazarakşamıkuşağı’na yakışır şarkı

nihân ettim seni sinemde ey meh-pâre cânımsın
benim râz-ı derûnum, sevdiğim dilber, nihânımsın
gönül sende, gözüm hâk-i derinde ey meh-i devran
benim cân ü cihânım, rûz u şeb vird-i zebânımsın

ankâ

bu cahit koytak şiirine birkaç ay önce bir bekleme salonunda rastladım.
şarkıya da birkaç gün önce ders çalışırken.

dikkat et, a ruhum,
dikkat et, dikkat!
şairler, yerden bir sözü, 
göktenmiş gibi
satmak istediklerinde,

onu, kanatlarının büyüklüğünden
konacak yer bulamayan
ve yerde yürüyemeyen
zümrüdüanka gibi
göstermesini iyi bilirler, iyi.

cevdet soydanses

bir vesileyle cevdet soydanses’in hayatının bir kısmıyla alakadar oluyorum bir süredir. ve aklıma bir arkadaşın şu sözleri geliyor: “allah’ı hatırlatan en büyük/önemli şey salih mümindir, özellikle bizim gibi zayıf müminler için.”

islamı öğrenmek için pek çok kaynaktan faydalanabiliriz. ama bence de en etkili yolu, müslümanca yaşayanların hayatlarına şahitlik edip onları örnek almaktan geçiyor. cevdet soydanses ve ailesinin hayatı da onlardan biri. rahmet olsun.

miras eşitliği ve vakıf mal

bir şekilde bu dönem mehmet genç’in dersine girmek nasip oldu. hocanın derya olduğunu bilmeyen yok. fakat girdiğim ilk dersinde ters köşe etmesi şiddetli bir tesir bıraktı^^

kısaca özetleyeyim, bana da not olarak kalsın.
konu türklerin kitlelerle islamiyete geçmeleriyle, islama zarar verdikleri ve islamın onlara verdikleri zarar iddialarına geldi. osmanlıların -osmalılar, kurucuları itibariyle türk oldukları için türklere verilen zarar olarak osmanlılardan bahsetmekte bir sakınca görmüyorum- islama verdiği iddia edilen zararlardan (hocanın zarardan kasıt, islamın işlemez görünen bazı kısımlarını işlettiklerini ifade ettiğini belirtmede fayda var) bazılarını maddeledi. ben bunlardan sadece ‘miras eşitliği’nden bahsedeceğim. malumumuz, şer’i kanuna göre, mirasta kadınlar 1, erkekler 2 pay alıyor. osmanlı da islam hukukunun bu kuralını uyguluyor. fakat karıştırdığım fazlaca şeyhülislamın vakfiyesinden birinde, “malların kız ve erkek evlatları arasında eşit ve denk olarak paylaştırılması” şartına rastlamıştım. şeriat uygulanan bir ülkede, hele de bir din aliminin böyle bir hüküm koydurması bence şaşılacak şeydi. fakat değilmiş^^

yukarıda bahsettiğim ‘işlemez görünen kısımları işletme’ meselesi, ‘kadının mirasta eşit olmayan hakkını eşitlemeye çalışma gayreti’ne çözüm olarak, vakıf mallar -bilhassa icareteynli- kullanılıyor: miras, özel mülkü bağlar. vakıf mal ise özel mülk değildir. mal sahibi, kendi şahsi malını kanun karşısında kızı ve oğlu arasında 1-2 olarak paylaştırmak zorunda kalsa bile, vakıf malı istediği gibi paylaştırma hakkına sahip. dolayısıyla benim “aaa” dediğim ibare, gayet normal aslında.

islam hukukunda neden böyle bir uygulama olduğunu, hikmetini falan tartışacak değilim. fakat öyle görünüyor ki, osmanlılarda bu kanun bir adaletsizlik olarak görülmüş ve şer’i dairede kalmak suretiyle bu engeli vakıflar aracılığıyla aşmışlar. (uygulamanın sıklığından, genel kabulün bu yönde olduğunu düşünebiliriz). bence bu vakanın bir ikinci önemi, vakıfların önemi. neredeyse pek çok iktisadi meseleye çözüm olarak kullanmışlar^^ (özellikle de kredi, faiz vs. konularında sadece para vakıfları bile uzun uzadıya konuşulabilir.)

ben bir haftayı da böyle bir aydınlanmayla tamamlamış olmanın verdiği hafifilikle bitirirken siz de gelin faran ensemble’la tanış olun^^