cevdet soydanses

bir vesileyle cevdet soydanses’in hayatının bir kısmıyla alakadar oluyorum bir süredir. ve aklıma bir arkadaşın şu sözleri geliyor: “allah’ı hatırlatan en büyük/önemli şey salih mümindir, özellikle bizim gibi zayıf müminler için.”

islamı öğrenmek için pek çok kaynaktan faydalanabiliriz. ama bence de en etkili yolu, müslümanca yaşayanların hayatlarına şahitlik edip onları örnek almaktan geçiyor. cevdet soydanses ve ailesinin hayatı da onlardan biri. rahmet olsun.

otuz kasım

kasımın otuzu. takvimde saint andrews day yazıyor, ne manası varsa.
senenin son günleri, ağır günler. saatlerin sündüğü, güneşin kendini göstermediği günler. yol göstericiyi kaybedeyazdığım günler. tutunmak, tutmak ve bırakmamak böyle zor olmamalı dediğim, haydi bir silkineyim bunlar da geçer nasılsa dedikçe beni silkeleyen günler.

hayatım böyle nihayet bulacak, bekleyecek pek de parlak şey yok diye düşünüyorum çoğu zaman. bu hakikatin ta kendisi aslında. hayat hep böyle de, bazen ümidi taze tutmaya imkan verecek kadar üst üste gelmeyiveriyor işte.

aslında, gerçekte, özünde hayat da memat da hep aynı. yalnız ümidimiz farklı olacağına inandıran.

ümit, hakikatin ağırlığını kıran, büken, eğen bir enstruman.
ve oyalayan.

miras eşitliği ve vakıf mal

bir şekilde bu dönem mehmet genç’in dersine girmek nasip oldu. hocanın derya olduğunu bilmeyen yok. fakat girdiğim ilk dersinde ters köşe etmesi şiddetli bir tesir bıraktı^^

kısaca özetleyeyim, bana da not olarak kalsın.
konu türklerin kitlelerle islamiyete geçmeleriyle, islama zarar verdikleri ve islamın onlara verdikleri zarar iddialarına geldi. osmanlıların -osmalılar, kurucuları itibariyle türk oldukları için türklere verilen zarar olarak osmanlılardan bahsetmekte bir sakınca görmüyorum- islama verdiği iddia edilen zararlardan (hocanın zarardan kasıt, islamın işlemez görünen bazı kısımlarını işlettiklerini ifade ettiğini belirtmede fayda var) bazılarını maddeledi. ben bunlardan sadece ‘miras eşitliği’nden bahsedeceğim. malumumuz, şer’i kanuna göre, mirasta kadınlar 1, erkekler 2 pay alıyor. osmanlı da islam hukukunun bu kuralını uyguluyor. fakat karıştırdığım fazlaca şeyhülislamın vakfiyesinden birinde, “malların kız ve erkek evlatları arasında eşit ve denk olarak paylaştırılması” şartına rastlamıştım. şeriat uygulanan bir ülkede, hele de bir din aliminin böyle bir hüküm koydurması bence şaşılacak şeydi. fakat değilmiş^^

yukarıda bahsettiğim ‘işlemez görünen kısımları işletme’ meselesi, ‘kadının mirasta eşit olmayan hakkını eşitlemeye çalışma gayreti’ne çözüm olarak, vakıf mallar -bilhassa icareteynli- kullanılıyor: miras, özel mülkü bağlar. vakıf mal ise özel mülk değildir. mal sahibi, kendi şahsi malını kanun karşısında kızı ve oğlu arasında 1-2 olarak paylaştırmak zorunda kalsa bile, vakıf malı istediği gibi paylaştırma hakkına sahip. dolayısıyla benim “aaa” dediğim ibare, gayet normal aslında.

islam hukukunda neden böyle bir uygulama olduğunu, hikmetini falan tartışacak değilim. fakat öyle görünüyor ki, osmanlılarda bu kanun bir adaletsizlik olarak görülmüş ve şer’i dairede kalmak suretiyle bu engeli vakıflar aracılığıyla aşmışlar. (uygulamanın sıklığından, genel kabulün bu yönde olduğunu düşünebiliriz). bence bu vakanın bir ikinci önemi, vakıfların önemi. neredeyse pek çok iktisadi meseleye çözüm olarak kullanmışlar^^ (özellikle de kredi, faiz vs. konularında sadece para vakıfları bile uzun uzadıya konuşulabilir.)

ben bir haftayı da böyle bir aydınlanmayla tamamlamış olmanın verdiği hafifilikle bitirirken siz de gelin faran ensemble’la tanış olun^^

kurşun gibi izler

saçma günler. yaşadıklarımız, yaşamadıklarımız, izleyip gördüklerimiz ve göremediklerimiz. hem kelimelerimiz hem söyleyemediklerimiz. hepsi saçma. hepsi bir delilik halinin numuneleri. üstelik silinip gitmeyecek. geçecekse zamanla, delip geçecek.
ya izler?
işte onların geçeceği yok. zaman sadece bazı şeylerin ilacı. ve vicdan sızısı, onlardan biri değil. ölüm, ölüm demeye bin şahit isteyen ölüm, hiç değil.
çok üzgünüm. günbegün ağırlaşan bu havada hâlâ kaygısızca nefes alabildiğim için, elimden hiçbir şey gelmediği için hem mahcup ve hem çok üzgünüm.

btw

telefondaki notları karıştırırken şöyle bir şeye denk geldim: “utançtan neredeyse omuz başları bile kızarmıştı” -14 september 2015, 01:37
üstelik yazdığım anı bile hatırlıyorum; uykuya dalmak üzereyken yastığın kenarındaki telefonu zorla bulup yazmıştım. rüya değilmiş demek ki.

şimdi merak ettiğim bu cümlenin kime ait olduğu. banaysa sorun yok. bir başkasının cümlesini okumuş da onu sayıklıyorsam, sorun var ^^

ben kendimle cebelleşedurayım, pazar akşamı kuşağına en yakışıklısından bir the smiths şarkısı gelsin:

Üsküp – 1

Makedonya turumun ilk ve son durağı Üsküp, kesinlikle benim zihnimde canlandırdığım ve atfettiğim önemin çok altında bir şehir. Vardar Nehri’nin ikiye böldüğü ve bir tarafında Makedonların, bir tarafında Arnavutların çoğunluk teşkil ettiği Üsküp’te tarihî bir atmosferden bahsetmek mümkün değil. Hayal kırıklığına uğramam, işte tam da bundan sebep.

makedonya_tas_kopruArnavut bölgesinde eski çarşı dışında pek bir gezilecek bir yer yok. Makedon bölgesiyse biraz daha hareketli. Makedonya Meydanı diye bilinen, şehir meydanı, şehrin kurucuları, kahramanları vb. tarihi şahsiyetlerin heykelleriyle donatılmış. Daha doğru ifadeyle, kuşatılmış. Ya da zaptedilmiş, neyse…

buyuk_iskender_heykeliii._pilip

Vardar Nehri’nin üzerinden geçen Taş Köprü’nün, bânisi Fatih Sultan Mehmed, bir yanında Büyük İskender’in diğer yanında babası II. Pilip’in heykelleri, meydanın önemli iki ana unsuru. Büyük İskender Heykeli’nin 10 m.lik bir kaide üzerinde yerleştirilmiş yaklaşık 15 m.lik bir iş eser demeye elim varmadı sevgili okur olduğunu söylersem, bu ve diğer heykellerin ne kadar da az gelişmiş, ne kadar da medeniyetten sanattan uzak, ne kadar da görgüsüzlükle yapıldığı anlaşılır sanıyorum. İşin siyasi yönünü de atlamamak lazım aslında. Zira, hem şehri tependen gören Vodno Dağı’na inşa edilen 66 m.lik Milenyum Haçı, hem bu meydandaki türlü heykeller, inşa süreci devam eden arkeoloji müzesi gibi barok tarzda yapılar, Avrupa devletlerinden ciddi maddi ve manevi -hibe ya da borç- destek görüyor. Hristiyanlık propagandası, şehrin hafızasını yok etme çabası vs. artık adını ne koyarsanız.

makedonya_arkeoloji_muzesi

Buraya ufak bir not düşeyim: İlginç fakat akşam yemeğine katıldığımız bir vakfın kadın işlerinden sorumlu bir hanım, Üsküp’ün Makedon bölgesinde hâlâ başörtülülerin rahatça gezemediğinden -ve başka türlü sorunlardan elbette- bahsetti. Bunları göz önünde bulundurunca meselenin öyle birkaç heykel işinden ibaret olmadığı daha iyi anlaşılıyor.